fonda çalan: son kuşlar (birol yayla - aziz şenol filiz)

 

 

 

 

Bin dokuz yüz elliler, altmışlar, yetmişler bir efsanedir Ankara'da.

 

Ben ne yazık ki şehrin bu muhteşem döneminin başını kaçırmıştım;

ama bir başka bin yılda kaçırdıklarımı dinlemeye hala doyamamıştım.

 

"Dünyanın en yaşanası dönemi"nin tam ortasına, ortak heyecanları - ortak düşleri olan bir ülke başkentinin kültürle yoğrulmuş sıcak yaşamına, hem de bir çocuk olarak tanıktım.

 

Kış kapıyı çalarken, sıcak ve bilmedik diyarlara göç eder kuşların kimisi. Yetmişler biterken, seksenler seke seke gelirken, masumiyet meltemi yerini hoyrat yellere terk ederken, şehrin önce kuşları gidecekti.

 

** ** **

 

Akşamları devlet dairelerinin dağılma saatinde, Atatürk Bulvarı'nın (özellikle Piknik'in karşısında hala duran) ağaçlarında toplanan sığırcık kuşları ve serçeler cıvıl cıvıl öterler, ne kadar koşarlarsa koşsunlar, yayalar ise bombalanmadan altlarından geçemezlerdi. Daha sonraki karakışlarda, kuşların yerinde karayeller esecekti.

 

Aradan yıllar geçer, elden avuçtan kayıp gitmişler fark edilirken, birikimlerini yavaş yavaş yazıya dökecekti Küçükesat'ın, Bahçelievler'in, Yenimahalle'nin, Demirlibahçe'nin, Maltepe'nin yalnız kalmış mahalle bebeleri.

 

Ankara'nın paylaşma, sevgi, saygı, küçük mutluluklarla yoğrulmuş paha biçilmez döneminin satırları,

"O Ankara"nın son kuşlarından sevgili Can Özoğuz'un "Ankaralı Olmak" kitabında da dile gelecekti.

 

Bu sade, bu içten satırlar, kitabı okur gibi değil - dinler gibi;

eski bir dostla yitirilmiş ya da çalınmış günleri buruk bir özlemle paylaşır gibi hissettirecekti.

 

Bir dönem Ankara'sının, bizim Atlantis'imizin kitabını her yerde bulamayabilirsiniz;

çünkü desteksiz, yalın kılıç ortaya çıkmış bir kitap olacak elinizdeki.

 

Ama bulabilme çabanıza değecek bu emek eseri;

emek verilerek ulaşılmış tüm güzellikler gibi...

 

düş hekimi yalçın ergir (son Atatürk Bulvarı serçesi)  http://www.ergir.com/

 

 

Aşağıda "Ankaralı Olmak"tan satırlar;

baş başa kalabildiğinizde "Mikrofonda Tiyatro" gibi dinleyeceklerinizin ilkleri:

 

 

ANKARALI OLMAK

 

Büyükbabanız padişahın ölüm fermanını hiçe sayıp Millî Mücadele’ye katılmaya 1920’de Ankara’ya geldiyse,

Babanız Saman Pazarı'ndaki sobalı evden, her gün çamurlu yolları yürüyerek Taş Mektep’te ilkokula gittiyse,

Anneniz Atatürk döneminde Kız Lisesi'nde okuduysa,

Halide Edip’le beraber cepheye yardımı Ankara’da ev ev örgütleyen babaanneniz, düşmanın top sesleri Ankara’dan duyulmaya başladığında, çocuklarını alıp yaylı arabalarla Kayseri’ye dokuz günde gidebildiyse ve bu yolculukta eşkıya ile savaştıysa,

Anneanneniz, Mimar Kemal İlkokulu’nda öğretmenlik yapıp Cumhuriyetin yeni nesillerini yetiştirdiyse,

Dedeniz Bayındırlık bakanlığını yönettiyse,

Büyükbabanız TBMM’ye 23 Nisan 1920’de girip, sonra Atatürk’le beraber Cumhuriyeti kurduysa,

Babanız, anneniz ve büyükleriniz Ankara’da Atatürk devrimlerinin canlı şahitleri olma onurunu yaşadıysa,

Bugün müze olan 1. ve 2. TBMM ve benzeri tarihî binalarda aile büyükleriniz soluk aldıysa,

Siz modern cumhuriyetimizin yoktan var edilmiş başkenti Ankara’da, büyükbabanızın yaptırdığı evde doğmuş ve Ankara’da çocukluk yıllarınızı Türk vatandaşı olmanın onurunu duyarak yaşamışsanız,

 

Ankara’da yaşarken de:

Eski Kızılay binasını gördüyseniz,

Güven Park’ın çocuk bahçesinde salıncağa binip kaydırak kaydıysanız,

Atatürk Orman Çiftliği'nde ayran, Marmara Oteli’nde çay içtiyseniz,

Arı Sineması’nda “rock” konserine gittiyseniz,

Gar’dan motorlu trene binip İstanbul’a giderken lokantasında yemek yediyseniz,

İstanbul’dan her dönüşünüzde yüreğinizde heyecan hissettiyseniz,

Esenboğa’dan Amerika’ya giden akrabalarınızı ailece uğurlayıp, ailece karşıladıysanız,

Eymir Gölü’ne pikniğe gidip kolunuzu kırdıysanız,

Kırık kolla delik deşik toprak yollardan sarsıntı içinde Hacettepe Hastanesi’ne gittiyseniz,

Kızılcahamam’da tüfekle serçe avına çıktıysanız,

ODTÜ’ye çocukken çam fidanı diktiyseniz,

Hayvanat bahçesinde maymunlara fıstık verdiyseniz,

Kuğulu Park'ta oturup Ankara simidi yediyseniz,

 

Çocukken “şans, talih, kader, kısmet, beş kuruşa” sattıysanız,

Boklu dereye taş attıysanız, çağla dalından sapan yaptıysanız,

Misketle iyi kondik çakıp üçgende çocukları üttüyseniz,

İki köstek misketin bir gıcır ettiğini biliyorsanız,

Uzaktan baş ya da baş altını vurabildiyseniz,

Mimar Kemal’in bahçesinde top oynadıysanız,

Mahalle takımının kalecisi olduysanız,

Gazoz kapağı ve sigara kutusu biriktirdiyseniz,

İpek böceği yetiştirdiyseniz,

Evin bahçesinde kaplumbağa ve kirpiye rastladıysanız,

Doğan Kardeş, Tommiks ve Teksas’ı her hafta okuyup; kapaklarından kestiğiniz figürlerin arkasına karton yapıştırıp “tak-tuk” isimli oyuncak icat ettiyseniz,

Sapanla kuş avladıysanız, tüylerini yolup bahçede ızgarasını yaptıysanız,

Ağaç silkeleyip dut topladıysanız,

 

Komşunun camına taş atıp indirdiyseniz ve babanıza parasını ödettirdiyseniz,

Kocatepe Camii yapımı için bağış toplayanları hatırlıyorsanız,

Caminin şimdi olduğu yerdeki boş tepeden Kızılırmak Caddesi'ne kışın kızakla kaydıysanız,

Tepedeki o geniş arazide mahalleler arası meydan savaş yaptıysanız,

Sarıların Sümüklü Mustafası’nı mantarlı tabanca ile teslim aldıysanız,

Ulus Sineması’nda “80 Günde Devri Âlem” e gittiyseniz,

Boğaziçi pastanesinden 25 kuruşa dondurma,

Kurukahveciden çekirdek ve gazoz aldıysanız,

Kocabeyoğlu pasajından eski kitap alıp, büyükbabanızın yazdığı kitabın bodrumda kalan nüshalarını sahafa sattıysanız,

Kızılay’da Akba Kitapevi’nden, Meşrutiyet’te Hür Kitapevi’nden kitap aldıysanız,

Sakarya Caddesi’ndeki balıkçıları dolaştıysanız,

Kolejin arka tarafındaki pazara annenizle gidip, sırtında küfeli hamalla eve sebze meyve taşıttırdıysanız,

Büyük Sinema’da bilet, Gima’da kıyma kuyruğuna girdiyseniz,

Goralı’da sosisli, İskender’de döner yediyseniz,

Aykut Sineması’nda sigaraya başladıysanız,

Piknik’te bira ve Akman Bozacısı’nda boza içtiyseniz,

 

Adamo’dan “Her Yerde Kar Var” ı, Beatles’ dan “She Loves You” yu radyodan dinlemek için istek gönderdiyseniz,

Akşamları saat 7.00’de çocuk saatini dinleyip sonra uyuduysanız,

Küçük Sahne’de tiyatro galasına gidip Ayten Gökçer’le tanıştıysanız,

Radyo evinde bilgi yarışmasına gittiyseniz, 

Televizyon ilk yayına başladığında komşu evinde Telesafirlik yaptıysanız,

İş Bankası’ndan metal kumbara alıp bozuk para biriktirdiyseniz,

Bayramlarda el öpüp, harçlık alıp, bu paralarla maytap, çata pat yakıp, mantar tabancası ve torpil patlattıysanız,

Bayramın ilk günü dedenizin mezarını Asrî Mezarlık’ta ziyaret ettiyseniz,

Çikletten çıkan “Dünya Milletleri Serisi” ni biriktirip futbol topu kazanmaya çalıştıysanız,

Akordeon gibi katlanmış futbol takımlarını biriktirmek için kalan harçlığınızı yine çiklete yatırdıysanız,

Kızılay’da milli bayramlarda, Harp Okulu öğrencilerinin geçişini seyrettiyseniz,

Babanızla annenizin Gençlik Parkı evlendirme dairesinde evlendiğini biliyorsanız,

Siz o Gençlik Parkı’nda sonraları trene, uçağa binip; çay bahçesinde semaverden çay içtiyseniz ve ahşap silindirik odada motosikletle dönerek düz duvara tırmanan adamı tepeden seyrettiyseniz,

Apple’da yılbaşı geçirdiyseniz,

Jethro Tull’ın "Locomotive Breath" i ile kendinizden geçtiyseniz,

 

Mini Golf'ta kola içtiyseniz,

Sergen’de dans ettiyseniz,

Pizza Pino’da “Genç Kız Rüyası” yediyseniz,

Botanik Bahçesinde kaçamak yaptıysanız,

Kurtuluş Parkı etrafında koştuysanız,

Kemal Eroğlu’ndan gitar dersi aldıysanız,

Fatih ya da Karanfil’de bilardo oynadıysanız,

Kolejin basket maçında Atatürk Liselilere el kol hareketi yaptıysanız,

Gösteri veya maç için babanızın sizi 19 Mayıs Stadyumu’na götürdüğünü anımsıyorsanız, 

Anıtkabir, Ankara Kalesi ve Anadolu Medeniyetleri Müzesine gittiyseniz,

Komşunun bahçesindeki çağla ya da kiraza daldıysanız,

Kukalı saklambacı biliyorsanız,

İnkılâp Sokak’ın Kartalları ile basket maçı yaptıysanız,

Bayındır Sokak’taki mahalle arkadaşlarınızla şişe çevirmece oynadıysanız,

Kolejli aynı kıza üç arkadaş birlikte âşık olduysanız,

Meşrutiyet Caddesi’nde yakan top oynadıysanız,

 

Mahallede gece kartopu savaşı yaptıysanız,

At arabasıyla taşınıp, büyük damacanalar ile satılan suyu, evdeki küpe, çorapları delik suculara doldurttuysanız,

Büyükbabanızın yaptırdığı evi, babanızın yıktırıp yerine apartman yaptırdığını hatırlıyorsanız,

İlk çocukluk yıllarınız büyükbabanızın yaptırdığı bahçeli o müstakil evde geçerken;

Evin sobasını ve üzerinde kızarttığınız kestaneleri hatırlıyorsanız,

Tavan arasındaki tarihî tüfek ve kılıçlarla oyun oynadıysanız,

Kurban Bayramı’nda bahçede koyun besleyip sonra Tosun’u kesmeyin diye dayınıza yalvardıysanız,

Bayram harçlığı almak için kapınızı çalan mahalle çöpçünüzü ve Ramazan davulcunuzu tanıyorsanız,

Sütçünün eşeğinin Meşrutiyet Caddesi’nde duvar kenarında otladığını, bahçede hallacın yorgan dövdüğünü, çingenenin bakır tencere kalayladığını hatırlıyorsanız,

Eskicinin kıymetli seccadeyi ucuza almak için açıkgözlük yapmaya kalkıştığını anımsıyorsanız,

Radyoda Uğurlugiller'i, Çocuk Saati’ni, Karagöz Hacivat’ı, Mikrofonda Tiyatro’yu dinlediyseniz,

Amerikan Pazarı’ndan bir şeyler aldıysanız.

 

Foto Hakkı’ da vesikalık ve aile fotoğrafı çektirdiyseniz,

Bozkırda yeşil bir yuvada her sabah “Türküm, çalışkanım, doğruyum, yasam…” dediyseniz,

Okula yürüyerek giderken hava kirliliğinden zor nefes aldıysanız,

Ortaokul tiyatro salonunda “Modern Folk Üçlüsü” konserini, kızların çığlıklarından zor dinlediyseniz ve konserden sonra sahneye hücum edip imzalı resim aldıysanız,

Her hafta zabıtanın kovaladığı, Kolejin önündeki işportacıdan, okul çıkışı; pestil, alıç, dalında taze nohut, macun ya da leblebi tozu alıp tadına baktıysanız,

Sabahları okula giderken mahzun yüzlü Dede’den kalem aldıysanız,

Müdür Fikriye Hanım size “cheese” dedirtirken sınıf fotoğrafı çektirdiyseniz,

 

Ve İngilizce öğretmeni Erdem Hanım sizi favorilerinizden havaya kaldırıp “Convers” ayakkabılarınızın parmak uçlarında bale yaptırdıysa,

İlkokul diploma töreninde, okul bahçesinde Foto Naci’nin çektiği bir fotoğrafınız varsa,

19 Mayıs’ta kolej bandosu, boru ve trampet takımı ile ana caddelerde resmigeçit yaptınızsa,

Ve bütün bunlardan sonra otuz senedir İstanbul’da yaşıyor olsanız bile yıllar sonra eski arkadaşlarınız ve kuzenlerinizle Ankara’da kutladığınız bir yaş gününüz, hatırladığınız en güzel yaş günü oluyorsa ve de İstanbul’da, Türk Eğitim Derneği (TED) İstanbul Kolejini kurmuşsanız siz arkadaşlarınızla,

Siz Ankaralısınızdır, hem de nesli tükenmek üzere olanlardan.

 

 

Ö y k ü c ü, İstanbul 2003 

 

 

1.Kitap Öykülerine Dönüş

www.oykucu.net