fon müziği: “Kimseye Etmem Şikâyet” nihavent şarkı
(beste: Kemani Serkis Efendi, solist: Nazan Sıvacı)

 


Ön sırada Esat Özoğuz ( soldan ikinci),  Atatürk (soldan beşinci), 1. TBMM açıldığı günlerde milletvekilleriyle.

 

Bizim “Ankaralı Olmak” öykümüz, Esat Bey’in Millî
Mücadele yıllarında Ankara’ya gelmesi ile başlar…

 

Esat Bey’in Ankara’ya Gelişi
23 Nisan 1920

 

      Ailemizin ecdadı Türkmen aşiret reislerinden Uzun Hüseyin Oğulları diye anılır. Vaktiyle Erzurum’un Oltu ilçesinin dadaşlarından olan Uzun Hüseyin, kardeşi Abdurrahman’la beraber Yavuz Sultan Selim’in yanında Çaldıran Seferi’ne katılır. Savaşta padişahın gözüne girince; Sultan Selim bu iki kardeşi mülkünü idare etsinler, becerebilirlerse Lazları da biraz Türkmenleştirsinler diye, birini Hopa’ya, diğerini Borçka’ya yerleştirmiştir. Ama zaman içinde “Ha pizumçüler Lazlaşmıştır da!” Velâkin devlet hizmetinden geri kalmamışlardır.

      Nazım’ın tasvirindeki gibi: uzun eğri burunlu ve konuşmayı şehvetle seven, sırtı lacivert hamsilerin ve mısır ekmeğinin zaferi için, hiç kimseden hiçbir şey beklemeksizin, bir şarkı söyler gibi ölebilen insanlar olmuşlardır.

      Büyükbabamın babası Hüseyin Hasbi Bey, Pizren mutasarrıfı (valisi) iken, çıkan bir isyan sırasında hayatını kaybetmiştir.

      Büyükbabam Esat Bey ise, 1919 yılında Adana mektupçusuyken (hukuk işlerinden sorumlu vali yardımcısı), Vali Cevdet Bey’in Adana’dan ayrılması ile vali vekilliği görevini de üstlenmiştir. Adana, o sırada Fransız ordusunun işgali altındadır. Esat Bey, işgalciler ve yerli işbirlikçilerinin halka yaptığı insanlık dışı baskı, zulüm ve Türkleri anayurdundan kovma çabalarına karşı çok sert mücadelelere girişmiştir. Sonunda Fransızların baskısı ile İstanbul hükümetince geri çağrılmış, Meclis’te Adana hakkında Sadrazam’a bilgi verdikten bir müddet sonra Ankara’ya mektupçu olarak atanmıştır.

     Aynı günlerde Ankara valiliğine atanan Ziya Paşa, Mustafa Kemal tarafından geri çevrileceğini düşünüp İstanbul’da kalırken; Esat Bey, Millî Mücadele’ye katılmak üzere Ankara’ya hareket etmiştir.

     1934 yılında, Meşrutiyet Caddesi ile Bayındır Sokak’ın kesiştiği köşedeki,  doğduğum evde yazdığı “Adana’nın Kurtuluş Mücadelesi Hatıraları” isimli kitabında o günleri şöyle anlatır:

 

Ankara’ya Gelişim

 

         Ankara’ya geldiğimde defterdar Yahya Galip Beyefendi vali vekili bulunuyorlardı. – Şimdi Ankara mebusudurlar – Muhasebeyi hususiye müdürü Tevfik Bey de – eski Malatya valisi – mektupçu vekili idiler. Yahya Galip Bey’e emrimi verdim, okudular: “ İstanbul hükümeti ile münasebetimiz, muhaberemiz kesilmiştir. Vilayet erkânından bazıları da azlolunmuşlar, çıkarılmışlardır. İstanbul hükümetinin tayin ettiği memurları, Eskişehir mutasarrıfı bizden sormadan Ankara’ya bırakmaz. Fakat sizi burada tanıyanlar bulunduğundan bir kere gelmenizi muvafık gördük. Onu da söyleyeyim ki tamamen emniyet edemiyoruz. Çünkü nasıl adamsınız bilemiyoruz. Gayemiz istiklal, mücadelemiz zordur. Bu uğurda ölmek, sürülmek gibi tehlikeler de vardır. Bunları bilmeniz lazımdır,” diye söylediler. Sözlerini dikkatle dinliyor, haklı buluyordum. Eskişehir’den çevireceklerini de takdir ediyordum.

         Buna verdiğim cevaplar şu idi : “Ben işgal altında bulunan Adana’da mektupçu ve vali vekili idim. Haksızlığa, müdahalelere tahammül edemedim. İşgal memurları ile şiddetli mücadelelerde bulundum. Büyük tehlikelere maruz kaldım. Bin netice oradan çıkarıldım. Burada da aynı vaziyete düşmem sizin için iyi bir şeref teşkil etmeyecektir,” dedim. Adana’ya ait ahval ve vaziyeti, orada geçirdiğim safhaları izah ettim.  İşte bu izahatım üzerine işe başlayabildim.

 Bir iki gün sonra büyük halaskârı görmek istedim. Yaverleri vasıtası ile müsaadelerini rica eyledim. Ziraat Mektebi’nde bulunuyorlardı, mevsim kış hava çok soğuk idi. Yerde iki üç karış kadar kar vardı. O vakitlerde Ankara’da otomobil değil, muhafazalı iyi bir araba bile bulmak mümkün değildi. Yaylı arabalar vardı. Bununla sabahleyin saat dokuzda Ziraat Mektebi’ne gittim, gidinceye kadar açık arabada epey üşümüştüm. Yaver bey beni sıcak bir odaya aldılar, kahve ikram ettiler. Biraz sonra büyük şef yanlarında heyeti temsiliye erkânı olduğu halde odalarına kabul ettiler, Ankara’ya gelmeden evvel nerede bulunduğumu sordular. Adana’daki vazifemi arz edince oranın ahval ve vaziyetini de sual buyurdular, bittabi arz ettim, lütfen dinlediler. Neticede: “İzahatınızdan memnun oldum, burada da çalışırsınız,” diye iltifatta bulundular.

            Vazifeme başladıktan bir hafta sonra, Yahya Galip Bey: “Çorum, Kırşehir, Yozgat mutasarrıflıkları açıktır, hangisini istersiniz?” dediler. Vücutça çok yorgun ve rahatsız olduğumdan itizar ettim, fakat ısrar ettiler. Tayinimi Kırşehir’e rica ettim. Kolordudan yaylı bir araba temin edilmiş yanıma da iki asker verilmişti, yola çıktım. Beynam, Kaman ve daha başka yerlerde kalarak beş altı gün zarfında Kırşehir’e varabildim.

 

 

Büyük Millet Meclisi’ne aza intihabı

 

           Bir gün akşamüstü vilayetten beni makine başına istediler. Derhal gittim. “Mahrem (1) tebligatımız olacaktır. Sizden, muhabere memurundan başka kimse bulunmayacaktır,” dediler. Makine başında benden ve muhabere memurundan başka kimsenin olmadığını söyledim. “Ankara’da Meclisi Fevkalade açılacaktır, her livadan beşer aza seçilecektir. Müntahibi sanileri (2) hemen davet ediniz. Nihayet bir hafta içinde bu intihap (3) işlerini bitiriniz. Ve bitireceğinizi de şimdi taahhüt ediniz.” diye söylemişlerdi. Mesele çok mühim idi. Makine başında kaymakamlarla, merkezde jandarma kumandanı ile görüştükten sonra bu işin bir hafta içinde arkasını alacağımı bildirdim. Vilayet memnuniyet beyan eyledi. Kırşehir’e İsmet Beyefendinin de  -  Başvekil İsmet Paşa Hz. – intihapları mevzuubahis idi. Müşarünileyhin (4) Edirne’den seçilecekleri ahiren (5) malumat alınması üzerine diğer beş zat intihap edilerek vilayete bildirildi. Bu mühim intihabadın az zaman içinde ikmalinden dolayı vilayet makamı teşekkürde bulundu.

 

Rize mebusluğuna intihap olunduğuma dair Telyazısı:

Kırşehir mutasarrıfı Esat Beyefendi’ye

                Lazistan livasınca meclisi fevkalade azalığına intihap olunduğunuzdan elyevm (6) hareket eden meclisi fevkalade azalarından Necati ve Doktor Abidin Beylere mazbatanız tevdi olunmuştur. Muvaffakıyetler temenni eyleriz efendim.

Rize müdafaai hukuk cemiyeti reisi
Mustafa

 

              Ankara vilayeti makamından da bu mealde bir telyazısı aldım. Vilayetin emri veçhile, vekâleti, muhasebeci Ali Hikmet Bey’e tevdi ederek hemen hareket ettim. 26 Nisan 336 tarihinde Meclise iltihak eyledim. Meclis pek heyecanlı idi, millet ve memleketin mukadderatı, vaziyeti umumiyesi hakkında şiddetli münakaşalar yapılıyor, ehemmiyetli kararlar da veriliyordu. Müzakereler münakaşalar çok vakit gece yarılarına bazen de sabahlara kadar devam ediyordu…

(1) Gizli    (2) Seçimi yapanları   (3) Seçim    (4) O yüksek kişinin  (5) Son anda   (6) Bugün

 

      Esat Bey Millî Mücadele sonunda kırmızı- yeşil şeritli İstiklâl madalyasını ve Atatürk’ün imzaladığı madalya beratını almıştır. Madalya’nın kırmızı şeridi Adana’daki askeri mücadelesini, yeşil şeridi ise Kurtuluş savaşını yöneten TBMM üyeliğini temsil eder. Birinci TBMM müzesinde bugün fotoğrafı duvarda asılı, nüfus kâğıdı ise bir camekânın içindedir.

    Yedi dönem kesintisiz milletvekilliği görevini sürdürmüştür. Rize ve civarında iklime uygun tarım yapılabilmesi için araştırma yapmış ve çay kanununun meclisten geçmesine öncülük etmiştir. 1928 yılında Atatürk’ün talimatı ile kurulan Türk Eğitim Derneği’nin de (TED)  kurucularından biridir.

 

 
Ö y k ü c ü, İstanbul, 2006.

 

 

 

Not: Bu yazıyı, 23 Nisan 2006 pazar günü, Atatürk’ün sevdiği şarkıları dinleyerek İstanbul’da kaleme aldım. “Cana Rakibi Handan Edersin”, “Mani Oluyor Halimi Takrire Hicabım” ve “Kimseye Etmem Şikâyet, Ağlarım Ben Halime” şarkılarını mırıldanarak, hayalimde 23 Nisan 1920’lere geri döndüm. Biraz babamın, biraz da büyükbabamın yazdığı anı kitaplarını karıştırıp bu anı -öyküyü tamamladım.
 Ulusal egemenliğimiz ilelebet payidar olsun! Nice 23 Nisanlara…   

 

 

Kimseye Etmem Şikâyet

Kimseye etmem şikâyet, ağlarım ben halime.
Titrerim mücrim gibi, baktıkça istikbalime.
Perde-i zulmet çekilmiş, korkarım ikbalime.
Titrerim mücrim gibi, baktıkça istikbalime.

 

"1. Kitabın öykülerine dönüş"
www.oykucu.net (ana sayfa)