Budin dünya güzeli bir şehir, ortasından Tuna akar;

 


en duygulu keman çalan Çingeneler, taze somun ekmek gibi sıcak, dost insanlar Macaristan’da yaşar.

Ö y k ü c ü

 

* * *

 



Bu satırların yer aldığı kitabım, T.C. Kültür Bakanlığı desteğiyle Macar dilinde yayımlandığı 2010 yılının Aralık ayında kısa bir Budapeşte ziyareti yaptık. Kutlama için Tuna kenarındaki Duna Corsa isimli lokantada o sıcak dost insanlarla buluştuk. Ertesi akşam yine aynı lokantada bu defa öykülerini Türkçeye çevirmeye başladığım László Darvasi ve çevirileri birlikte yaptığım Edit Tasnádi ile sohbet ediyorduk. Yaşam durgun akan bir nehir gibi geçerken sevdiğimiz şeylere mutlaka zaman ayırmalıydık. Ve her öykünün içinde bir müzik, her fotoğraf karesi ya da resmin kuytusunda gizli kalmış bir öykü olduğunun farkına varmalıydık...

 

 

 

 

 

 


Edit Tasnádi - László Darvasi

 


Can Özoğuz - Edit Tasnádi - László Darvasi

 

 

                                                                                                                                                                                                             

*              *              *

 

Fabrika

 

Yazan: László Darvasi
Türkçe Çevirisi: Edit Tasnádi – Can Özoğuz

darvasi

 

 

Sağ gözümüzle ölümü, sol gözümüzle doğumu görürüz, öyle değil mi?
Bir zamanlar ben de diğer gençler gibi yaşar, karanlığın derinliği içine kahkahalarla gülerdim. Sadece gün doğumları uysal kılardı beni.
Adı, Emma Mimoza idi. Bir fabrika bekçisinin tek çocuğu... En azından öyle söylemişti, o isimsiz parkta; Csepel ile Óbuda arasındaki o yerde, bir Nisan öğleden öncesinde karşılaşıp, tanıştığımız ve birbirimize ait olduğumuzu, içtiğimiz suyun ayrı gitmeyeceğini ve birlikte yaşamak için yaratıldığımızı ilk bakışta anladığımızda. Çünkü birimiz diğerini yerle gök, yaşamla ölüm, kahveyle kremşanti gibi tamamlıyorduk.
− Adım Emma Mimoza, demişti kız, elimi tutarak.
− Ernő Szív, diye başımı sallamıştım ben de.
− Babam fabrikada gece bekçisi! diye gülmüştü kız, çıngırağa benzeyen bir sesle.
−Ne fabrikası? diye sormuştum. Ama kız cevap vermemiş, bakıp durmuştu uzaklara... Aylar sonra bununla ilgili tekrar soru sorduğumda, sessizce gülümsemişti sadece.
Bir ay, iki ay, gitgide daha tatlı karmaşıklıklar... Fakat babasının ne tür bir fabrikada bekçilik yaptığını hiç bir zaman söylememişti.
−Ah, o fabrika! diye iç çektim bazen ve ara sıra demir çubukların korkunç müziğini, tıkırtılarını, cehennemi sıcağı, erimiş madenin ezgili sesini hayal ettim durdum.

Dünyada çok az kadın bulunur, üzülürken başkalarını acıtmayan. Emma Mimoza böyle kadınlardandı; yüzü çilli, göğüsleri ufak ve dostça.  Birbirimize çok bağlanmıştık. Kavga etmez, öbürünü suçlu göstermez, kırmazdık. Kıskanç değildik; hiddetlenmeye, kör öfkeye bahane aramıyorduk. Dikkatsiz, kaba ya da densiz değildik. Yalan söylemiyor, boşuna susmuyor ve öbürü olmadan asla kahve içmiyorduk. Kusursuz bir çift, hatta dünyanın en mükemmel çiftiydik.
Bunaltıcı bir Ağustos öğleden sonrasında, Tuna kenarında geziyorduk, sarmaş dolaş, mutlu... Genç martılar şairane çığlıklar atıyordu. Kavun kabukları, şıpırtılar.. Gök maviydi, masum... İnsan hazırlık yapmaz ama bilir o anın geleceğini. Birdenbire durdum alnımı ovuşturarak, sonra gökyüzünü gösterdim.
− Emma, sevgilim, sanırım Ağustos’ta kar yağdırmayı becerdim, dedim.
Ve gerçekten birkaç dakika sonra kar yağmaya başladı. Emma Mimoza elimi bıraktı ve mutlulukla yağan karın içine koştu, karlar da onun içine... Emma Mimoza, Ağustos karına karışıp birden kaybolmuştu.
İşte o zaman anladım, Emma Mimoza’nın babasının nerede çalıştığını.
Kar Fabrikası, Dolu İşletmeleri, Ebebulguru Kombinası’ nda...

 

* * *

Bu öykü "Sıcak Nal Edebiyat Dergisi" nin 5. sayısında, Kasım 2010'da yayımlanmıştır.

 

 

* * *

 

László Darvasi’den Sıcak Nal Edebiyat Dergisi’nde yayımlanan iki kısa öykü daha...


Çeviri: Edit Tasnádi – Can Özoğuz

 

Aptalım, çok aptal!

 

Birdenbire anladım beni aptal bulduğu için sevdiğini... Ona göre ben çok aptal bir erkeğim. Ahmak değil, dar görüşlü değil, budala da değil; düpedüz aptal!
Ahmaklar, budalalar aldatılabilir; dar görüşlülerse çoğunlukla kötü niyet sahibidir. Aptallara gelince, onlar daha çok acınacak kişilerdir. Bu sonunda kafama dank etti nasıl olduysa. Ve sözcüğü, tadına bakarak tekrarladım durdum: aptal, aptal, acınacak aptal... Sonra rahatladım; tıpkı bir sonbahar bahçesi gibi.
Evet, belki gerçekten aptalca davranıyorum, konulara aptalca değiniyorum, aptalca önerilerde bulunuyorum; onu aptalca koruyorum, göğsüne aptalca değiyorum, aptalca sevişiyorum ve aptalca kavga ediyorum onunla.
O ise memnun; heyecanlanıyor sanki bu durumdan ve aptallığım ferahlatıyor onu. Hatta hayır, bundan fazlası olmalı; galiba aptallığım yaşatıyor onu.

 

* * *

 

 

Bir sohbet

 

            Her sabah tanrı yok diye uyanır,
gece çökünceye dek bulurum, der.
Hayal ediyorsun, diye cevaplar kadın.
Bulduğumda tekrar kaybediyorum, der.
Hayal ediyorsun, diye cevap verir kadın.
Her sabah tanrı var diye uyanır,
fakat gece çökünceye dek kaybederim, der.
Hayal ediyorsun, diye cevaplar kadın.
Her sabah, der erkek.
Hayal ediyorsun, diye cevap verir kadın.
Erkek susar...
Hayal ediyorsun, der kadın.

 

 

* * *

 

 

müzik: Pink Floyd (Shine On You Crazy Diamond)

 

 

 

 

"Denemelere dönüş"