annemin elleri

 

 

Öykücü ve Sevdiceği, Ankara’ya son gidişlerinden birinde Düş Hekimi ve Deniz Gözlüsü’yle buluşup akşam yemeğine gideceklerdi.
Önce hep birlikte bir resim sergisinin açılış kokteyline gittiler.
Kokteylde Düş Hekimi’nin tanıdığı simalar vardı.
Öykücü’ye güler yüzlü bir hanımefendiyi tanıştırdıktan sonra “Şimdi tuttuğun o eli bırakma biraz,” dedi.
Öykücü, hanımefendinin eli elindeyken; güngörmüş, yumuşak, sıcacık bir duygu hissetti.
Düş Hekimi’nin soran gözlerle kendisine baktığını görünce bu defa hanımefendinin elini iki elinin arasına alıp düşünmeye başladı.
Bir müddet durup durdular öylece ama bir şey olmadı.
Bu konuda bir yorum falan yapmadı.
Esasen ortada bir konu da yok gibi geliyordu ona…
Fakat yine de ne olur ne olmaz diye düşündü biraz...
Bütün bunların süresiyse sadece bir an kadar kısaydı.
Sonra bakışlarında soru işaretleriyle Düş Hekimi’ne geri baktı.
O ise parıldayan gözleriyle gülümseyerek: “Anne eli gibi değil mi?” diye sordu birden...
O güngörmüş, yumuşacık, sıcacık eli; Öykücü ellerinin arasında bir an daha tutup sonra tüy gibi havaya bırakırken “anne eli” konusunu düşündü bu defa…
Fakat hayır, anne eli gibi değildi bu el…   
Ama o güler yüzlü hanımefendiyi kırmak da mümkün değildi.
Cevaben sadece gülümsedi…
Ve bir zaman sonra yalnız kaldığında CD çalarından hiç durmadan Charles Aznavour’dan “La Mamma”yı dinlerken aşağıdaki dizeleri yazdı.

 

annemin-elleri

annemin elleri

güzel annem!
çok zaman oldu
dokunuşuna hasret kalalı;
pembe-beyaz
narin ellerin vardı…

anacığım!
kader mi bu bilemedim;
saçımı sevgiyle okşayan,
öpülesi ellerinin,
yanı başımda
yaşlandığını göremedim…

ah güzel annem!
sıcaklığına hasret kaldığımda
o narin ellerin genceciktiler…
benim şu yorgun ellerim gibi
buruşmaya yüz tutmuş hiç değildiler…


Ö y k ü c ü

10 Şubat 2014, İstanbul.

 

Bazı şanslı çocuklar annelerinin beneklenmiş, yumuşacık ellerini öpebilmiş; buruşuk yanaklarından makas alabilmiş olanlardır...

 

 

"Denemelere dönüş"